Join the Club

Get the best of Editoria delivered to your inbox weekly

Şeytani Güzellik: Ted Bundy & Dorian Gray

Güzel, yakışıklı diye nitelendirebileceğimiz insanlarla ‘çirkin’ eylemleri yan yana getirmeyiz. Nietzsche’nin hamam böceği gibi, Oscar Wilde’ın Dorian’ı gibi. Ahlakın estetik standartları vardır. Peki ne kadar tutarlıdır?

Yazı: Zeynep Canik

Polislerle birlikte kendisini arayan bir seri katil hayal edin… Tam bir Hollywood senaryosu gibi geliyor, değil mi? Şimdi sizin için biraz daha o hale getireceğim: Bunu yapan katilimizin aynı zamanda zeki, karizmatik ve fazlasıyla çekici olduğunu desem? İlk olmamasına rağmen Bundy öyle büyük bir etki yaratmıştır ki, seri katil denilince akla gelen ilk isim desem abartmış olmam. Cinayet işleyen, yasa dışı işler yapan, taciz veya tecavüz eden kişileri genellikle -dizi senaryolarını saymazsak- kafamızda ürkütücü, çirkin ve cahil olarak etiketleriz. Burada kafamızda bulunan güzellik algısı devrededir. Güzel, yakışıklı diye nitelendirebileceğimiz insanlarla ‘çirkin’ eylemleri yan yana getirmeyiz. Nietzsche’nin hamam böceği gibi, Oscar Wilde’ın Dorian’ı gibi… Ahlakın estetik standartları vardır. Bundy ise bu ahlaki ve estetik algılarla çelişen bir figürdü, ki bu da onu daha da korkutucu hale getiriyordu. Katilimiz yakalanmamayı başardığı sürenin önemli bir kısmını bu standarta borçlu diyebiliriz hatta. Sonuçta görünüşü ve davranışlarıyla insanları etkileyebilecek bir çekiciliğe sahipti. Öyleyse neden insan öldürsün, değil mi?

Oscar Wilde’ın “Dorian Gray’in Portresi” adlı eserinde, Dorian Gray’in gençliği, güzelliği ve çekiciliği zamanla kaybolmaz. Onun güzelliği ve gençliği, karmaşık bir şekilde bedenine yansırken, ruhunun yaşadığı çürüme ve kötülük onu sarmalayan bir karanlığa sürükler. Dorian Gray’in dış görünüşü masumiyeti yansıtırken, iç dünyasında gerçekleştirdiği ahlaki çöküş ve suçlar onu bir seri katilin psikolojisiyle ilişkilendirir.

Dorian, “Harry, Basil’i ben öldürdüm, desem ne dersin?” diye sordu. Konuşurken gözlerini arkadaşının yüzünden ayırmamıştı. “Senin için yakışmayan bir rol oynuyorsun dostum. Bütün ağır suçlar bayağıdır, aynı zamanda bütün bayağılıklar da ağır bir suçtur. Cinayet işlemek sana göre değil Dorian. Böyle demekle gururunu incitiyorsam üzgünüm ama inan bana doğruyu söylüyorum. Ağır suçlar tümüyle aşağı sınıflara özgüdür. Onları zerrece kınamıyorum. Bana öyle geliyor ki bizim için sanat neyse onlar için de suç işlemek o: yani olağandışı heyecanlar yaratmanın bir yöntemi.” -Oscar Wilde

Bundy ve Gray, gençlik ve güzellikle donatılmış iki seri katildir. Bundy, annesinin biyolojik babasının kimliğini gizlemesi ve toplum tarafından dışlandığını düşünmesi nedeniyle psikopatik özellikler geliştirmiştir. Gray ise, bir ressamın yaptığı portresine hayran kalmış, portresinin yaşlanmasını ve çirkinleşmesini istememiş, ruhunu şeytana satmıştır. İkisi de, eğitimli, etkileyici ve kibar birer genç adam olarak görünür. Ancak iç dünyalarında, güç ve kontrol arzusuyla hareket eden, empati eksikliği, manipülasyon, dürtü kontrol eksikliği gibi özellikleri bulunan bu iki figür, çekici dış görünüşleriyle insanları etkilerken, iç dünyalarında ahlaki çöküş ve kötülük yaşarlar.

Sonuç olarak, Ted Bundy ve Dorian Gray arasında güzellik ve kötülük arasında bir paralellik vardır. Bu iki figür, çekici dış görünüşleriyle insanları etkileme yeteneklerini kötü amaçlarla kullanırken, iç dünyalarında ahlaki çöküş ve kötülük yaşarlar. Bu benzerlikler, insan psikolojisi ve toplumsal değerler üzerine derin bir düşünce yapmamızı sağlar ve güzellik algısının gerçeklikle ne kadar çelişebileceğini gösterir.

İnsanlar katilleri, hep gecenin karanlığından çıkan kambur bir canavar olarak hayal ederler, ama Ted Bundy öyle değildi. Bu da hayatın ta kendisi. – Bir Seri Katilin Anatomisi

Bültenimize Katılın

Bu yazıyı beğendiniz mi? Aylık bültenimize bayılacaksınız.

Editör

Editör

Yorumlar

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir