Yazan: Eylül Ceylan Türkpençe Yaklaşın, Sıkıcıların Giremediği Çatı Katından Bildiriyorum! 📢 Bugün konumuz, rock tarihinin en asil, en teatral ve en "had bildiren" adamı: Freddie Mercury. Onun o kitleleri tek bir parmak hareketiyle hizaya getiren duruşunu, stadyumları dolduran sesini zaten biliyorsunuz. Ama bugün benim kalbimi tam on ikiden vuran, tasarımcı ruhumu ayağa kaldıran bambaşka bir …
Yazan: Eylül Ceylan Türkpençe

Yaklaşın, Sıkıcıların Giremediği Çatı Katından Bildiriyorum! 📢
Bugün konumuz, rock tarihinin en asil, en teatral ve en “had bildiren” adamı: Freddie Mercury. Onun o kitleleri tek bir parmak hareketiyle hizaya getiren duruşunu, stadyumları dolduran sesini zaten biliyorsunuz. Ama bugün benim kalbimi tam on ikiden vuran, tasarımcı ruhumu ayağa kaldıran bambaşka bir lafı var:
“Sıkıcılık, bu dünyadaki en büyük günahtır.”
Vay be… Bunu bir duvara asıp her sabah önünde saygı duruşunda bulunmak lazım. Neden mi? Gelin, bu “günahsız” ve alabildiğine şatafatlı dünyanın satır aralarına dalalım…
“Eh İşte” Demektense Nefret Edilmeyi Seçmek
Tasarımcı gözüm bana şunu öğretti: Bir işin, bir kıyafetin ya da bir şarkının başına gelebilecek en kötü şey “Eh işte, fena değil” denmesidir. Freddie bunun farkındaydı. Bir sahne kostümü tasarlarken ya da Bohemian Rhapsody’nin o çılgın opera bölümünü yazarken hep uçlardaydı. Ya nefret edecektiniz ya da tapacaktınız. Ortası yoktu. Çünkü orta yol, o lanet olası “sıkıcılık” bataklığıydı.
Aynılığa Karşı Bir Estetik Başkaldırı
Hani o her yerde gördüğümüz, birbirinin kopyası minimalist evler, dümdüz bej kıyafetler, birbirine benzeyen şarkılar var ya… İşte Freddie yaşasaydı muhtemelen hepsini o meşhur sarı ceketiyle kırbaçlardı! 😂
Adam sahneye taytla da çıktı, pelerin ve taçla da. Çünkü görsellik, sıradanlığın canını okumak için en güçlü silahtı. Benim o yırtık Rolling Stones tişörtünün peşinde canımın çıkması, o Boston yazısında uzay gemisi estetiğine ve poster detaylarına takılmam hep bu yüzden: Sıkıcı olana tahammülüm yok!
Hayatı Bir Sanat Eseri Gibi Yaşamak
Freddie için sadece müzik değil; evindeki partiler, kedilerine yazdığı şarkılar (Delilah’yı hatırla!), hatta o meşhur New Orleans partilerindeki çılgınlıklar bile sıkıcılığa karşı açılmış birer cepheydi. Hayatı bir tuval gibi gördü ve üzerine bulabileceği en parlak, en neon renkleri fırlattı. Bize sinemada izletilen o steril hikayelerin ötesinde, onun dünyasında her anı zekice kurgulanmış bir karnaval vardı.
Çatı Katının Gizli Hazinesi: Spread Your Wings
Herkes We Will Rock You diye bağırırken, benim Queen diskografisinde dönüp dönüp sığındığım, ruhumu tam anlamıyla özetleyen o gizli hazine var: Spread Your Wings.
John Deacon’ın o asil kalemiyle yazdığı şarkıda, bir barda sıkışıp kalan Sammy’nin hikayesi anlatılır. Çevresindeki herkes ona “bırak bu hayalleri” derken, şarkı o meşhur nakaratla yırtılır: “Spread your wings and fly away, fly away, far away…” (Kanatlarını aç ve uçup git, uzaklara…) İşte bu şarkı benim hayattaki en büyük mottolarımdan biri.
Çünkü Freddie’nin “Sıkıcılık en büyük günahtır” sözü ne kadar can yakıcı bir gerçekse, Spread Your Wings de o günaha karşı elimizdeki tek kalkandır. Sıradanlığa, üzerimize giydirilmeye çalışılan o gri monotonluğa karşı kanatları açıp uçmaktan başka çaremiz yok…
Sonuç Olarak; Tasarımcı ruhum mu lanet, yoksa içimdeki o iflah olmaz rockstar mı sürekli bağırıyor bilmiyorum ama şu hayatta güvenli limanlarda oturup “herkes gibi” olmaya çalışmak, Freddie’nin kemiklerini sızlatmaktan başka bir işe yaramıyor.
Eğer yaptığın işte, giydiğin kıyafette ya da kurduğun cümlede birazcık bile “sıradanlık” seziyorsan, hemen orayı terk et. Git bir yerleri yık, dök, üzerine simler saç.
Unutmayın; kuralları yıkın, ritmi değiştirin, o kanatları sonuna kadar açın ve hayatı podyumda yürür gibi yaşayın!
It’s only Rock ‘n’ Roll but I like it! 👑🕊️🤘 (Ve mikrofonu bu kez sahnenin tam ortasına, o meşhur yarım mikrofon ayaklığıyla birlikte fırlatıp, kanatları açarak arkamı dönmeden havalı bir selamla çıkıyorum!)






