1. Sizi medya sektörüne ilk çeken şey neydi? 2008 yılında sektöre adım atan genç bir Pınar Aksu, bugünkü kendinize ne söylerdi? Yazıyla erken yaşlarda kurduğum ilişki ilk fanzinlerle, sonra kültür-sanat yayınlarıyla birleşti ve bu bağ, zamanla medyadaki profesyonel hayata evirildi. O zamanlar ki keyifli yanımdan buradaki kendime seslenirsem eğer “her şey olması gerektiği gibi oldu, …
1. Sizi medya sektörüne ilk çeken şey neydi? 2008 yılında sektöre adım atan genç bir Pınar Aksu, bugünkü kendinize ne söylerdi?
Yazıyla erken yaşlarda kurduğum ilişki ilk fanzinlerle, sonra kültür-sanat yayınlarıyla birleşti ve bu bağ, zamanla medyadaki profesyonel hayata evirildi. O zamanlar ki keyifli yanımdan buradaki kendime seslenirsem eğer “her şey olması gerektiği gibi oldu, oluyor.” derdim. Genel olarak planlı biriyimdir.

2. Kariyerinize 2008 yılında başladınız. O günlerden bugüne medya dünyasında sizi en çok şaşırtan ya da zorlayan dönüşüm ne oldu?
2013 yılında tüm dünyada tanık olduğumuz küresel eylemlilik hali, sosyal medyanın örgütleyici bir güç olarak devreye girdiği çok önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu mecralar eylemi örgütleyen değil, tepkileri soğuran, hatta nötralize eden araçlara dönüştü. Artık eylemi, harekete geçmekten çok dijital bir tepki vermekle eş tutar hale geldik. Belki de en sarsıcı olan bu: Dünya, canı isteyenin birbirine füze gönderdiği bir yer haline gelirken, biz sadece izliyoruz. Tıpkı Vietnam Savaşı’nı televizyondan, İkinci Dünya Savaşı’nı radyodan dinleyen nesiller gibi… Ama bu kez savaşları avuçlarımızın içinde, telefon ekranlarımızdan izliyoruz. Ve hâlâ izliyor olmamız, hâlâ sadece “seyirci” kalmamız, beni hala en çok şaşırtan ve zorlayan şey sanırım bu.

3. Dijital yayıncılığın Türkiye’de ilk adımlarını attığı dönemde kariyerinize başlamışsınız. Bugünün dijital medyasına nasıl bakıyorsunuz?
Dijital yayıncılığın emekleme döneminden, yapay zekâyla şekillenen bugünkü hâline tanıklık ettim. İlk başlarda özgürlük alanı olarak görülen dijital, bugün hem fırsat hem de sorumluluk barındırıyor. Bu yeni düzende içerik üretmek, sadece mecra değil, etik ve temsil açısından da yeni sorular doğuruyor. Bugünün dijital medyası çok sesli, çok hızlı ve çok rekabetçi. Ancak bu aynı zamanda demokratikleşme potansiyeli de taşıyor. İçeriğin kimden geldiği kadar, nasıl üretildiği, nasıl sunulduğu ve hangi ihtiyaçlara yanıt verdiği de önem kazandı. Bu açıdan baktığımda, hala büyük bir dönüşümün içindeyiz.
4. Cumhuriyet gazetesinde Marka ve Proje Direktörü olarak geleneksel medyayı dijitalle nasıl entegre ediyorsunuz? Sizce dijitalleşme gazeteciliğin ruhunu dönüştürdü mü?
Nitelikli içeriğin, araştırmacı gazeteciliğin, alanında uzman yazarların haber ve emekleriyle çıkarılan gazetenin dijitalleşmesi diğer birçok yayın kuruluşluna göre çok daha hızlı, çünkü 101 yıldır sadık bir okuyucu kitlesine sahip ve tartışmasız güvenilir. Toplumun en büyük ihtiyacı doğru, tarafsız, güvenilir haber. Yayınlanan güvenilirlik anket ve raporlarında her yıl Türkiye’nin en güvenilir gazetesi Cumhuriyet en üstte yer alıyor. Haliyle dijital dönüşüm; kullanıcı alışkanlığına uygun tasarım ve dönemin gereklilikleri olan tüm yayın alanlarından haber akışı gerçekleşiyor. Doğruluk, tarafsızlık, kamu yararı gibi ilkeler hâlâ geçerli, sadece anlatım biçimleri değişti.

5. “Holistik medya insanı” tanımınızdan yola çıkarsak; bu çok yönlü üretim biçimi sizin için ne ifade ediyor? Medyanın her alanında çalışmak, sizi nasıl besledi ve dönüştürdü?
“Holistik medya insanı”, yalnızca teknik çok yönlülük değil; aynı zamanda zihinsel esneklik biçimi. İçeriği ya da markayı, ya da projeyi sadece “üretmek” değil; bağlamını, etkisini, izleyicide / okuyucuda / tüketicide yaratacağı duyguyu ve toplumsal karşılığını da düşünmek demek. Bu çoklu üretim biçimi, tek bir disipline ait olmaktan çok, hikâyenin tüm katmanlarını duymaya, anlamaya ve anlatım biçimlerini kullanmaya hevesli olmakla alakalı. Burası medyanın çok katmanlı yapısından kaynaklanan bir oyun alanı bana kalırsa.
6. Medyada pek çok farklı rol üstlendiniz: editör, köşe yazarı, yapım koordinatörü, dijital lider… Bunca farklı pozisyon arasında size en çok ilham veren hangisiydi?
Hepsi birbirinden farklı ama temelde aynı denilebilir. Kesin bir ayrım yapmam gerekirse belgesel editörlüğü sanırım beni en çok derinleştiren alanlardan biri oldu. Çünkü belgeselde zaman, araştırma, hikâye ve görüntü bir arada. Ama editörlük, hâlâ içimdeki en temel refleks. Bir metne ya da içeriğe yön vermek, onun ruhunu ortaya çıkarmak çok yaratıcı bir süreç. Yazı yazmak (öykü, roman) kendi tutkum, asıl ilham kaynağım edebiyat ve sinema ile bir araya geliyor ve türü fark etmeksizin bir içeriğin, sayfanın doğuyor olmasını çok heyecanlı buluyorum. Tarihe not düşmek temelde bana ilham veren.

7. Kültür-sanat editörlüğü ile ekonomi editörlüğü gibi farklı alanlarda da çalıştınız. Bu geçişler size içerik üretiminde nasıl bir bakış açısı kazandırdı?
Aslına reklam ajansları için bir tuvalet fırçasının ne kadar harika olduğunu anlatan metinler de yazdım, günlük umut dozunu almak için haber sitelerinde astroloji sayfalarını ziyaret edenler için de boş durmadım ve onlar için de burç yorumu yazdım… Kapalıçarşı’dan canlı yayın da yaptım ve bunların hepsi olurken aslında temelde ben bir editördüm. Demem şu ki bir editör her şeyi yazabiliyor, kurgulayabiliyor ve hızlıca haberin / içeriğin kendisine uyumlanıyor olmalı. Mesele medyanın bu katmanlı yapısının temelde aynı reflekslerle çalıştığını kavramakla ilgili. Sonrası sonsuz bir öğrenme ve kendini geliştirmek.
8. Kendi içerik üretme stilinizi nasıl tanımlarsınız? Bir içeriğin ‘iyi’ olduğunu size ne hissettirir?
İçeriğin özüyle biçimi arasında bir bütünlük varsa ve bu bütünlük okur ya da izleyicide eylem uyandırıyorsa, o içerik ‘olmuş’ demektir. Kendi üretim stilimi sezgisel, çok katmanlı ve bağlama duyarlı olarak tanımlayabilirim.

9. Tarihi ya da politik içerik üretirken en çok nelere dikkat ediyorsunuz?
Olgularla yorum arasındaki sınırı belirgin kılmak çok önemli. İyi bir araştırma süreci, kaynak, beslenme, çağın imkânları ile çok yönlü / çok uluslu araştırma, doğru bağlam kurmak ve sade bir anlatım dili en çok dikkat ettiğim noktalar.
10. Kültür-sanat sizin için sadece bir alan mı, yoksa kişisel hayatınızda da beslendiğiniz bir kaynak mı? Neler okur, izler, takip edersiniz?
Sadece işimin değil, varoluşumun da merkezinde. Sinema, edebiyat, müzik, sanatın her alanı… Onlarsız ne düşünebilirim ne yazabilirim. Roger Corman filmlerini izlemekten büyük keyif alırım ve hala Poe okurum, yanına Ray Bradbury bir diğer yanına Max Ernst koyarım. Netflix, televizyon ve benzeri tüketim platformlarına üye değilim. Bugüne kadar inanılmaz eserler üretildi ve biz bu eserlerin çok azını gördük, okuduk. Bu alandaki beslenmelerimi çoğunlukla popüler kültürden uzak tutuyorum ki zaten çoğunlukla son dönemde yapılan neredeyse hemen her şey sığ, avam ve yavan. Derinlikli olan her şey daha önceden yapılmış gibi.
11. Sizinle aynı alanda kariyer yapmak isteyen gençlere ne gibi önerilerde bulunursunuz? Özellikle dijital medya konusunda?
Kendilerini tek bir alanda sınırlandırmasınlar. Medya artık bir disiplinler arası geçiş alanı. Dijital medya araçlarını iyi kullanmak kadar, içerik etiği ve anlatı becerisi de çok önemli. Dijitalin hızına rağmen derinlikten vazgeçmesinler.
12. Son olarak, medyada içerik üretmek isteyen gençlere hangi üç temel beceriyi mutlaka kazanmalarını tavsiye edersiniz?
Araştırmacı merak, anlatı kurma yetisi, uyum kabiliyeti.
Röportaj: Rumeysa Okumuş






