Hani bazı günler vardır, hiçbir şeyin doğru gitmediğini düşünsen bile içindeki o hafif neşe bir türlü kaybolmaz ya… İşte o anlarda bil ki, senin göremediğin bir yerlerde vücudun, senin adına harikalar yaratıyordur. Belki de serotonin seviyen o sabah, yorganı üstünden atıp "Günaydın!" demeni sağlayacak kadar yerindedir. Ya da, kim bilir, belki de değildir... Peki, bu …
Hani bazı günler vardır, hiçbir şeyin doğru gitmediğini düşünsen bile içindeki o hafif neşe bir türlü kaybolmaz ya… İşte o anlarda bil ki, senin göremediğin bir yerlerde vücudun, senin adına harikalar yaratıyordur. Belki de serotonin seviyen o sabah, yorganı üstünden atıp “Günaydın!” demeni sağlayacak kadar yerindedir. Ya da, kim bilir, belki de değildir…
Peki, bu serotonin de neyin nesi? Ve neden bazen her şey mükemmel görünse bile “için sıkılıyor” dersin?
Serotonin aslında “bir duygu” değil, bildiğin bir haberci. Vücudundaki sinir hücrelerinin birbirine “Merhaba!” demesini sağlayan minicik bir kimyasal. Ama sıradan biri değil, tam bir çok görevli. Ruh halinden sindirimine, uykudan iştahına kadar her yerde onun imzası var.
En çok da beyninde, bağırsaklarında ve kan hücrelerinde bulunuyor. Yani hem “düşünen” yerinde, hem “hisseden”inde, hem de bütün bunları taşıyan sisteminde…

Peki, serotonin yükseldiğinde ne olur?
Kendini daha huzurlu hissedersin. Olan bitene daha sakin tepkiler verirsin. Aklın sağa sola uçuşmaz, bir şeye odaklanmak çok daha kolaylaşır.
İşin ilginci ne biliyor musun? Fazlası da iyi değil. Tıpkı her şeyde olduğu gibi, çok yüksek serotonin seviyesi uyku bozukluklarına, isteksizliğe ve hatta kemik erimesine bile yol açabiliyor.
Evet, her şey dozunda güzel. Mutluluk bile.
Peki ya eksik olduğunda ne hissedersin?
Sürekli yorgun ve keyifsiz hissedebilirsin. Geceleri bir türlü uyuyamaz, gündüzleri ise gözünü açamazsın. O durdurulamaz, ani aşırı yeme isteği (özellikle karbonhidrat krizleri!) baş gösterebilir. Her şeye sinirlenir, tahammülün kalmaz ve sebepsiz yere gergin hissedersin.
Cilt yaraların geç iyileşir, sindirimin zorlaşır, hatta bağışıklığın bile düşebilir. Bazılarında ise anksiyete, depresyon, OKB gibi daha ciddi sorunlar kendini gösterebilir.
Bu yüzden serotonin düzeyini ciddiye almalısın. “Modum düşük” dediğin şey, aslında vücudunun sana gönderdiği bir yardım çağrısı olabilir.

Her Şey Serotonin mi Peki?
Hayır. Dopamin “haz”dır, oksitosin “bağ kurmak”, endorfin ise “dayanma gücü”. Serotonin ise bütün bu ekibin içinde düzenleyen, dengeleyen, bazen susturan, bazen yol gösteren o gizli kahramandır.
Tıpkı orkestra şefi gibi. Kendi sesi fazla duyulmaz ama diğerlerinin ahengini kurar.
Peki bu orkestra şefini nasıl destekleyebilirsin?
İlaçla mı? Bazen evet. Ama çoğu zaman aslında çok basit şeylerle:
- Gün ışığı almak
- Hareket etmek: Yürümek, dans etmek, sadece nefes almak bile yeter.
- Muz, yoğurt, somon, bitter çikolata gibi bazı minik dostları sofrandan eksik etmemek.
- Güldüğün bir arkadaşınla oturup bir kahve içmek.
- Uykunu iyi almak.
- Ve evet… Kendine iyi davranmak.

Serotonin, seni mutlu etmek için değil; hayatta tutmak için var aslında. Ama sen onun sayesinde gülümseyebiliyorsun. Bazen bir nefesin, bir şarkının, bir günbatımının neden bu kadar iyi geldiğini bilmiyorsun… Ama vücudun biliyor. Çünkü o anlarda serotonin, sessizce görevini yapıyor.
Ve belki de en önemlisi: Mutluluk, sadece hissetmek değil, o hissi yaşamaya izin vermektir.
Yazı: Cihan Akın Günaydın






